16/5/2008

Beklenen ışık

Bir ışık lâzım bana,

Hayallerimi,

Arzularımı,

Duygularımı aydınlatan;

Mazideki karanlık günlerimi,

Beynimdeki köhne düşüncelerimi,

İçimdeki nuru sönmüş benliğimi parlatan bir kandil...

Öyle bir kandil ki sönmemecesine yanan

Yanıp da bana ve çevreme ışıklar saçan,

Bendeki geceyi gündüze çevirip,

Her şeyi ak-pak yapan.

Bir nur lazım işte,

Siyah nokta dahi kalmamalı yüreğimde,

Puslu belleğimi netleştirmeli,

Bana umut olmalı,

Beni, bana anlatmalı,

Çiçek açtırmalı harabe gönül bahçemde

Gecemi gündüz yaptığı gibi

Bahara çevirmeli yıllar süren güz mevsimini...

 

14/5/2008

Ösym'nin saçmalıklarından biri.

 

 Öss'ye kendisi veya yakını hazırlananlar bilirler. 2006 yılından itibaren öss'ye öys konuları da eklendi. Sorular alan ve ortak dersler olarak gruplara ayrılarak soruluyor artık. Ve öys soruları yani bilgi içerikli sorular alan derslerinin içinde soruluyor .

Şöyle özetle belirtecek olursam:

Ortak dersler: Türkçe, sos1, mat1, fen1 adı altında.

Alan dersler: Ed-sos, sos2, fen2 mat2 diye bölümlere ayrılmış.

Sayısalcılar ortak derslerin yanında fen2 ve mat2 'yi,

Eşit Ağırlıkçılar ortak derslerin yanında mat2 ve ed-sos'u,

Sözelciler de ortak derslerin yanında ed-sos ve sos2 yi kesinlikle yapmak zorundalar. Yani alan derslerine giriyor bu bölümler.

Ed-sos bölümünde edebiyat, Türkiye coğrafyası ve psikoloji dersleriyle ilgili sorular var

Sos2 bölümünde ise tarih, ülkeler coğrafyası, sosyoloji ve mantık dersleri var.

Buraya kadar herşey normal gözüküyor evet. Saçmalık bunun neresinde diye düşünüyorsunuzdur şimdi. Acele etmeyin ve okumaya devam edin.

   

   Şimdi sözelcilerin tercih edebileceği bölümlerden bir kaçını ele almak istiyorum.

"Sözelciyseniz gazetecilik, türkçe, tarih, coğrafya öğretmenliğini sözel2'den rahatlıkla tercih yapabilrsiniz. Fakat psikoloji ya da sosyoloji bölümünü istiyorsanız sözelden tercih yapamıyorsunuz. EA2 puanınızla bu alanları tercih edebilrsiniz." Dediğimde bir sözleci kalkıp

"Eee hadi psikolojiyi anladık da sosyoloji neden EA'da? Ben sözelciyim sos2'de sosyoloji konusundan sorumluyum. O dersi çözmek bana şart. Çalşıyorum çabalıyorum soyolojiyi de çözüyorum. E peki neden bu bölüm EA'da? Üstelik onlar sos2'den bile sorumlu değiller!" demez mi? Bal gibi de der. Demekte de haklı. Fakat ne derse desin bu saçmalık hala uygulanıyor. Ya sosyoloji dersi ed-sos bölümüne eklenmeli ya da sosyoloji bölümü sözel2 puanıyla tercih edilmeli diye düşünüyorum. tabi benim düşünmemle düzelmiyor malesef.

 Haaa soyolog olmak isteyen sözelciler bir hatırlatma yapayım EA2 puanınızın yüksek olmasını istiyorsanız mat2 de yapmalısınız. Çünkü o daha çok puan getiriyor. Buyrun cenaze namazına...

30/4/2008

"Seninle Cennet'e bile girmem" demek doğru mu?


Karşısındakine o kadar kızmış, o kadar öfkelenmiş, o kadar içerlemiş, o kadar kin ve nefret duymuş ki, Cennet'te bile onunla birlikte olmak istemiyor. Bu durumdaki ve bu kanaatteki bir kişiye "Cennet'e girmen kesinleşse, fakat şu kişiyle girmen gerekir, başka türlü girmen mümkün değil" dense, sözünün nereye gittiğini bile düşünmeden, "Allah korusun, onunla mı, asla, Allah yazdıysa bozsun" gibi sözleri bile sarf edebilir. Hatta, "Eğer Allah bana şu kişiyle Cennet'e girmeyi emretse, girmem" diyecek kadar, hiç hesap kitap etmeden Allah'ın emrine bile karşı gelmeyi göze alabilir.
Cennet, Allah'ın rahmetinin tecelli ettiği bir yer, her türlü nimetinin bolca bulunduğu bir âlem, altı iman rüknünden âhirete imanın bir parçası ve bir âhiret yurdu"
Cennet ve ebedi hayat ve sonsuz saadet Cenab-ı Hakkın mü'min kullarına sırf bir hediyesi, ikramı ve özel bir ödülüdür. Bu ödülü reddetmek, bir dostunuzun verdiği bir hediyeyi reddetmek gibi değildir, öyle düşünülmez. Bu, Allah'a isyandır, Allah'a başkaldırmak, Allah'a karşı gelmektir,
Allah'ın rahmetini reddetmektir.
Çünkü Rabbimiz mü'min kullarını Cennet'e davet ediyor ve buyuruyor ki: "Allah, sizi izniyle Cennet'e ve bağışlanmaya çağırıyor." (Bakara, 2/221)
Bu ve bunun gibi pek çok âyette yapılan Allah'ın davetini sırt çevirir bir anlamda, ileri geri konuşarak, bilir bilmez laf ederek "Onunla Cennet'e bile gitmem" sözlerini sarf etmek, insanı çok büyük kayıplara sürükler. Gerçi kişi, "Ben bu sözü bahsini ettiğiniz manada kullanmıyorum" dese de bir müminin ağzından böylesi ifadeler çıkmamalı.

 

Mehmed Paksu

 

 

Aklıma geldi de bu tarz deyişler şarkılarda da yer alıyor,

bunları söylemekten kaçınmalıyız.

Misal:

Ne kadar zulmetsen ah etmem sana
Her iki cihanda gül kana kana
Seninle cehennem ödüldür bana
Sensiz cennet bile sürgün sayılır

28/4/2008

Bu kadar da olmaz yani

 

(Futbolla, maçlarla alakalı biri değilimdir, takım da tutmuyorum baştan söyleyeyim.)

 

Dün GS - FB maçı vardı. Maçı izlemedim, haberlere de bakmadım kim yenmiş, kim kaybetmiş diye.. Maçı da tv.da, kanalların sağ üst köşesinde görmüştüm. 

Bir vakit sonra dışarıda bir gürültü, bir korna sesleri koptu ki sormayın gitsin. Anladım ki Gs yendi. Çünkü GS galip geldiğinde taraftarları cennetle müjdelenmişcesine sevinç çığlığı atıyor.

Gecenin bir yarısı yoldan sessiz sedasız geçen vatandaş caddeden geçen arabaların korna sesleriyle sessizliğini bozarak "oleeeyyy, yehuuu" nidalarıyla onlara eşlik ediyor. Bu sadece FB - GS karşılaşması sonrası oluyor. Dikkatimi çeken bir durum var; neden FB'liler böyle sevinç gösterilerinde bulunmuyor?

Cimbomluların kanı mı deli, yoksa Fenerliler mi çok efendi? Şimdi GS'lılar üstüme gelmesin genel olarak söylüyorum. İstisnalar kaideyi bozmaz. Ama bir değil, iki değil; ne zaman Galatasaray Fenerbahçe'yi yense bir kıyamet kopuyor sokaklarda.

Her hangi bir günde yolda giden bir vatandaşın durduk yere bağırmasına karşılık "vıyyy deli mi ne?" dediğimiz kadar; gecenin bir vakti insanları rahatsız edenlere de "dellenmiş bunlar" demek normal bir yaklaşım olsa gerek!

Elinizi vicdanınıza koyun da öyle düşünün: Saat olmuş gecenin on ikisi, hala bangır bangır bağıran, zır zır kornaya basanlar var. Bunlar hiç demez mi ki hastası, ihtiyarı, bebeği, yorgunu bu saatte uyuyan birileri vardır diye?! El insaf be! Hastanenin dibinde bile bağırıp durdular.

Sevinin ama her şeyin de bir sınırı var yani!

Suç Galatasaray'ın değil ama tebrik de etmiyorum işte, hıııhhh

27/4/2008

Konsantrasyonun Gücü

 

 Her hangi bir işle uğraşırken tüm gücünüzü o iş üzerinde yoğunlaştırabilyor musunuz? Yoksa konsantrasyon sağlamakta zorlanıyor musunuz? Konsantrasyonunuzu artırmak mı istiyorsunuz? O halde bunu başarabilmek için size yol gösteren bu kitabı okumalısınız.

Dünya hafıza şampiyonu, aynı zamanda bu kitabın editörü olan Melik Duyar kitap hakkında şunları söylüyor:

"...Hemen herkes kendi amaçlarını gerçekleştirmede başarılı olabileceğini düşünmekle birlikte başarısızlıklarına 'Ah bir konsantre olabilsem' cümlesiyle sorunun aslını bize göstermektedir. Kısacası, öğrenciden yetişkine kadar, günümüz insanlarının temel sorunu, amaçlarına ve hedeflerine ulaşmada, yeteri kadar konsantrasyon gücüne sahip olmayışlarıdır.

'Konsantrasyonun gücü' adlı bu eser -düşüncelerinizi kontrol edebilme ve yöneltme- konusunda size çok önemli bilgiler ve stratejiler sunan olağanüstü bir kitaptır. Yıllar önce A.B.D.'de öğrenciyken karşılaştığım bu kitabın benim konsantrasyonum üzerinde çok önemli katkıları olmuştur."

İradesini büyük bir gayretle kullanabilen biri, hayatını değiştirebilmenin en önemli güçlerinden birine sahip demektir. Bu gücü elde edebilmek için de elbette bir yol göstericiye, yardımcıya gerek vardır. İşte Theron Q. Dumont'un yazmış olduğu bu kitap, sizi harekete geçirecek güzel bir yardımcı.

Bu kitabı okuduktan sonra kendimi uzaya fırlatılmak üzere olan bir roket gibi hissettim. Okudum, doyamadım sonra bir daha okudum. Daha sonra da altını çizdiğim yerleri okudum.

Şevk verici, uyandırıcı, harekete geçirici etkili sözlere ihtiyacınız var ise hiç vakit kaybetmeden bu kitabı okuyun.

  Ben çok hareketli, kıpır kıpır yani yerimde iki dakika hareketsiz duramayan biriyim. Gereksiz o kadar çok hareketim varmış ki bu kitabı okuduktan sonra farkettim. Bu gereksiz hareketlerimi azalttım. Konsantrasyonumda ciddi anlamda bir artış olduğu gibi artık çabuk konsantrasyon sağlayabiliyorum.

Size kitaptan ilgimi çeken yerleri aktarmak istiyorum:

"Her bir insan, eğer başarılı bir hayata doğru ilerliyorsa, durmadan yönlendirilmesi ve kontrol edilmesi gereken itici teşvikler alır. Bu nedenle insan, gözlerinin, ayaklarının, parmaklarının vs. hareketlerini kontrol etmelidir. Yavaş derin ve uzun nefes alıp vermelerin çok büyük değeri vardır. Bu şekilde alınan nefesler sayesinde kan dolaşımı, kalp hareketleri ve beyinle alakalı kas ve sinirler güçlenir ve dengelenir. Eğer kalp bir kuş gibi çırpınıp duruyorsa, kan dolaşımı düzenli olmaz ve akciğerlerin harekketi düzenli olmazsa, beyin ve akılfaliyetleri istikrarsızlaşır, konsantrasyon için gerekli formu sağlayamaz.  Bu nedenle, kontrollü alınıp verilen nefes, sağlıklı bir bedensel yapı için çok önemli bir temel oluşturur"

  Yukarıdaki paragraftaki mevuzu kitapta bir kaç kez tekrar ediliyor. 'Hareketlerimizi kontrol edebilmek' işte bu çok önemli.

"...Kişi ve Rabb! her zaman çoğunluğu oluşturur" Daha sade bir anlatımla, her şeye gücü yeten iç kanun, yani Yaratan ve yaratılanı temsil eden siz, gerekçenizde mutlak anlamda haklıysanız, bütün dünyayı fethedebilirsniz. 'Keşke böyle büyük bir adam olsaydım' demeyin. Doğru ve haklıysanız, yapmak istediğiniz her şeyi yapabilrsiniz. Sadece 'yapabilrim' deyin. Yapacaksınız. Yapmalısınız. Sadece bunun farkına varın, gerisi gerçekten kolay. Sizde gizli hazine kıymetinde kabilyetler ile herşeyi bastırmak için planlarınıza müdahale etmeye çalışan kuvvetler saklıdır.

'...Hayatın zorluk ve sorumlulukları üzerime hızla, yoğun bir yağmur gibi yağsın. Ben bunlara karşı hazırım. Benim ruhum esaret tanımaz, asla yenilmez. Çünkü ben -Sonsuz Ebedi Guc-ün kanunu temsil ediyorum. Rabbim bana yeten tek küvvetimdir ve ne zaman bir zorluğa düşsem, O hep yanımdadır. Zorluklar ne kadar çok olursa, benim için zafer pırıltıları da o kdar parlak olur. Sınavım ne kadar zor olursa, kendi iç kuvvetim o kadar çabuk gelişir...' "

  Evet arkadaşlar, bu paragraflardan hareketle yazarın, yegâne gücün kendinde olmadığının bilinciyle kendine güvendiğini, zorlukların üstesinden gelmek için 'Sonsuz Ebedi Güc'e sığındığını anlıyoruz. Böylelikle yazar, aslında bildiğimiz şeyleri bize hatırlatıyor.

   Kitapta düşüncenin gücüyle ilgili çok güzel bir örnek verilmiş:

"İdam cezasına mahkum olan bir adam, kendisiyle bir deneyin yapılmasına razı olur. Deneyin iddiası, bir insanın, ne kadar kan kaybederse kaybetsin, hala hayatta kalabileceğidir. Mahkumun bacağında açılan çok küçük bir kesikten, görünüşte kanın damlamasını sağlarlar. Açılan kesik oldukça küçüktür ve akan kan, neredeyse yok gibidir. Oda karartılmıştır. Mahkum, özel olarak hazırlanmış olan damla sesinin, gerçekten kendi bacağından damlayan kan olduğunu zannetmektedir. Bu deneyden sonra, ertesi sabah, adamın zihinsel korkudan dolayı öldüğü ortaya çıkmıştır."

   Her hangi bir işe başlamak için genç yaşta olmak gerekir diyenler alttaki yazıyı dikkatle okusun:

"Bir çok insan özellikle yaşı daha ileri olanlar şu soruyu soracaktır:

Bu iç güveni kendi beynimde nasıl oluşturabilrim? Bunca yıldır maruz kaldığım cesaret kırıcı, ağır aksak giden işlerden sonra nasıl olur da âniden hayatımı değerli kılacak ve bu monoton akışı bir anda değiştirecek bir plan tasarlayıp uygulamaya geçebilirim? Bir insan yıllar boyunca sıkıcı, tekdüze bir hayat yaşadıktan ve mezara doğru ilerleyen bu yavaş akışa tam olarak kendini alıştırdıktan sonra, nasıl böylesi bir kuyudan çıkabilr?

Cevap şudur: Bu, yapılabilecek bir şeydir ve milyonlarca kişi bunu başarmıştır. Eğitim alanında önemli yeri olan, büyük Fransızca sözlüğü yazan ve derleyen Litre, Fransa'nın en şerefli insanları arasında sayılan şahsiyetttir. Büyük Pasteur akademiye seçilip onun yerini alıncaya kadar, kendisi Fransa'nın ölümsüz kırk şahsiyeti arasında yer almış bir kişidir. litre, kendisii ünlü yapan başardığı bu işe altmış yaşından sonra başlamıştı."

 

   Kitapta en çok vurgu yapılan şeylerden biri de cesaret:

"Cesareti yitirmenin hiç bir haklı gerekçesi yoktur. Cesaretin olmadığı durumlarda altında ezileceğiniz kötü şeyler, cesaretin sizi karşılaştıracağı ve üstesinden gelmenize yardım edeceği şeylerden çok daha büyük olur.

Aklınızın iradecisi olan siz, onun her düşüncesini kontrol edersiniz. İşte size sık sık anıp duracağınız bir düşünce: 'Cesaretim var, çünkü istiyorum; çünkü ona ihtiyacım var; çünkü onu kullanıyorum; çünkü iradesi güçsüz karektersiz güçlerin ürettikleri gini minnacık şeyler üreten bir korkak olmayı reddediyorum!"

  Altını çizdiğim, yıldızladığım o kadar yer var ki, galiba hepsini burada paylaşamayacağım. Son olarak şunu eklemek istiyorum:

"Konsantre olmak için en iyi zaman, ilham verici bir şeyler okuduktan sonraki zamanlardır. Çünkü o an zihinsel ve ruhsal olarak, arzu edilen âleme yükselirsiniz. İşte tam o sırada, derin bir konsantrasyona hazırsınız demektir. Eğer o an odanızdaysanız, önce pencereleri açın ve temiz havayla yüzleşin. Sonra yatağınızın üzerine yastıksız, düz bir şekilde uzanın. Bütün kaslarınızın gevşediğini hissedin. Şimdi yavaş yavaş akciğerleriniz rahat bir şekilde havayla dolana kadar nefes alın. Nefenizi kendinizi zorlamaycak şekilde tutabildiğiniz kadar içinizde tutun. sonra yavaşça nefesinizi verin. Beş dakika boyunca bu şekilde nefes alıp vermeye devam edin. Bu şekilde aldığınız oksijenle bütün hücrelerinizin temizlenip canlanmalarına imkan verin. İşte artık daha ilerisini yapmaya hazırsınız."

  Kitabın sonunda çeşitli, ilginç egzersizlere yer verilmiş. Bu egzersizleri uygulayarak konsantrasyonunuzu artırma konusunda daha olumlu bir sonuç elde edebilrsiniz.

  Başta da belirttiğim üzere konsantrasyonumu artırmada bu kitabın bende büyük bir etkisi oldu. Şunu da belirtmekte yarar görüyorum Konsantrasyon sağlayan frekans ve müzikler içeren Bio-Ritmik Largo ve Konsantrasyon " setinden de yararlandım. Bunu da tavsiye ederim.

" Konsantrasyonun Gücü" adlı bu kitabı  buradan ücretsiz olarak bilgisayarınıza indirip okuyabilrisiniz.

Kitabı beş, altı ay evvel okumuştum. Ne zamandır blogumda paylaşayım istiyordum. Kısmet bugüneymiş. Umarım faydalı olmuştur.

   Hepinize konsantrasyonu yüksek, başarılı bir hayat diliyorum.

 

 

23/4/2008

Google bize logo yapmış:)

 

Şirin bir logo olmuş değil mi?

Gerçi İnterneti açıp da Google'a uğramayan, dolayısıyla bunu görmeyen yoktur:) Arşivimde yer alsın istedim sadece. Hoş bir anı kalır.

 

Bu vesileyle bütün çocukların bayramlarını kutluyorum.

 Sevinin küçükler, övünün büyükler; 23 Nisan kutlu olsun

 

Keşke bugun benim de bayramım olsaydı. Hey gidi günler heyyy... 

(Ağabeyim bu lafımı duysa, 'Sana her gün bayram' derdi kesin )


Yazı ve resimler, kaynak göstermek suretiyle kopyalanabilir.

Aksi halde Mahkeme-i Kübra'ya havale edilir.

Tüm hakkım saklıdır.