diğer bloguma (faninida.blogspot.com)
bakmak istersen
tıkla
İçimden geldiği gibi...
Bir takım şeyleri eleştirmek, gündeme getirmek, ilgimi çeken şeyleri paylaşmak, iç ve dış dünyamı yansıtmak için burdayım...


Blogcu Dostlar
Yazı ve resimler, kaynak göstermek suretiyle kopyalanabilir. 
Aksi halde Mahkeme-i Kübra'ya havale edilir. 
Tüm hakkım saklıdır. 
9/8/2008
Bıcırık
Resimde gördüğünüz kaplumbağa dayım gilin kaplumbağası. Tatile gittiklerinde bana bırakmışlardı. Onla iyi kanka olduk. :) Adını Bıcırık koydum. İyi dertleşiyorduk, sevdim onu. O da beni sevdi. Elimle yem vermeye alıştırdım onu. Artık suya atınca yemi görmüyordu. İlla ki elimden yiyecek...
Ağzını öyle bir açışı var ki köpek balıkları solda sıfır kalır yanında:p Yemi almaya çalışırken arada parmağımı da ısırıyor. Bir de ayaklarıyla kendisini itekliyor ki parmağımı koparsın. Kolaymıydı öyle parmak koparmak, kıkırdak gibi iki dişinle hava mı atıyosun yani?
seni bıcırık senii
Nasıılll çok şirin di mi? :)
15/7/2008
Pembe çiçek
Pembe çiçek netken
papatyaların ve papatyaların arasındaki diğer pembe çiçeklerin bulanık olmasını kasıtlı olarak yaptım. Hani "amaannn beceriksiiizzziz bozuk çekmiiişşş" demeyesiniz diye belirttim:P
Bana göre hoş duruyor. Ama o hoşluk çiçeklerden, çiçeklerin hoşluğu da onların Sanatkarından tabiki..
15/7/2008
papatya
Papatyalar, yasak bahçenin çiçekleri değil,
Kırların ve başlarımızın tacıdır.
Tek papatya koku vermez,
Dostlarıyla birlikte mutludur çünkü.
Dostları varsa yanında güzel kokusunu sunar insanlara.
1/4/2008
Aman dikkat
Evi yüksek olduğu için pencereleri, perdeleri açık rahat rahat dolaşanlara uyarı olsun diye bu fotoğrafları yayımlamak istedim.
Ağabeyim teleskopla gökyüzünü incelemeye pek meraklıdır. Bir teleskop almıştı.
Yaylaya çıktık oradan, gökyüzünü biraz da şehri inceledik. Bakalım dedik yayladan dayımların evini bulabilecek miyiz? Başladık aramaya. Şehrin merkezindeki 52 katlı otelden dolayı herhangi bir noktayı saptamak çok kolay. Oradan hesap ettik ve en sonunda bulduk evi. Sonra dayımları aradık.
"şuan bilmem kaç km öteden size bakıyoruz
" dedik. yengem o sırada çamaşır topluyordu.
"hadii canım!..
" dediler ve "Bilin bakalım ozaman yengen şuan ne yapıyor?
"
Dedik "çamaşır topluyor.
"
İnandılar..
Bakın bu kadar uzaklıktan yaklaştırdık o apartmanı. Hava sisliydi onun için bulanık
Yukarıdaki teleskopla çektiğimiz fotoğrafın bir yakını daha var. Orada balkon daha net gözüküyor. Daha da yaklaştırırdığımızda evin içini dahi görebilirdik. O kadarını yapmadık tabi. Ama kötü niyetli insanlar da var malasef... İşte onun için diyorum, aman ne olacak evimiz yüksek demeyin, perdelerinize dikkat edin. Benden söylemesi ve göstermesi
12/3/2008
Küçük mimar:)
Kırlentlerin arasından havalı bir edayla göz kırpan afacan benim yeğenim olur. Kendisi 4 yaşında. ve koltukların kırlentlerini toplayıp yol, tren, ev ve çeşitli kuleler yapıyor. Diyorum bu çocuk büyüyünce ya muhendis olur ya mimar.
Burada kırlentlerle kendine ev yapmış. O küçük ara da güya penceresi. Oradan da tv izliyor
Herşey yerli yerindeyken. Onu salona bırakıp oturma odasına geçmiştik. Döndüğümüzde böyle bir şekille karşılaşınca
bu eşsiz yapının fotoğrafını çekmek istedim.
O da fark edince hemen poz verdi.
Zamane çocukları işte... 
25/12/2007
Fıkır fıkır deniz anası kaynıyor
Karadeniz'in anaları bunlar
Hafif yağmurlu bir sonbahar günü iskeleden Karadeniz'in hırçın dalgalarını izlerken suyun yüzeyine çıkmış oynaşan deniz anaları dikkatimi çekti. Neden sonra içim bir tuhaf oldu. İyi ki şu an denizde değilim dedim. Yoksa bedenimde yanmayan yer kalmazdı kesin...
Anılarım canlandı gözümün önünde birden... Çocukken ablam ve babam deniz anaları tarafından yaralanmışlardı. O zamanlar deniz anasının yapıştığını ya da arı gibi soktuğunu zannederdim. Oysa ki bu garip canlılar tehlike hissettikleri an zehirli bir sıvı salgılıyor, bu salgı sonucunda salgının bedenimize ulaştığı yerler tahriş olup kızarıyordu.
Bazen denizden bu canlıları çıkarır, kıyıda elimize aldığımız çubuklarla deniz anasını dürterek incelerdik. Dokunmadım desem yalan olur. Öyle yumuşak, kımıl kımıl bir şeydi ki hissetmek istemiş üst kısmına dokunmuştum da...
Nasıl yaratıldığını anlamak zor gelmişti doğrusu. Çünkü organları yoktu. Ne beyni ne kalbi vardı.. Nasıl yaşıyor nereden nefes alıyor diye şaşkın şaşkın bakardık. Bir müddet sonra erir, yok olurdu...
Sonradan ansiklopediden öğrenmiştim. Tabi o zamanlar internet yoktu ki hemencecik tıklayıp da bulalım
Bu hayvancıkların kalpleri, beyinleri, gözleri, kulakları, burunları, kemikleri, pulları yok. Bunların sinir sistemleri sinir ağı şeklinde şekillenmiş. İlginç yaratıklar vesselam...