Penceremden gördüklerim...





9/9/2008

Duyguların Dili


Hepimiz IQ'yu biliriz, peki EQ hakkında ne biliyoruz?

EQ yani duygusal zekâ hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız  Nevzat Tarhan'nın 'Duyguların Dili' adlı kitabını okumalısınız.

Bu kitapta yazar duygusal zekâyı doğunun ve batının değerleriyle yeniden yorumlayıp olumlu ve olumsuz duyguları tek tek irdeleyerek duygusal zekâya farklı bir bakış açışı getirmiş.

Kitabı okuyarak hem duygusal zekânın ne olduğu ve insana neler sağladığını öğreniyor, hem de olumlu ve olumsuz duygular hakkında bilgi sahibi olarak kendimizi ve çevremizdekileri anlamlandırıyoruz.

Çevremizi doğru yorumlamamızda yardımcı olan kitapta yazar, olumlu duygulardan sevgi, güven,ümit, iyimserlik, merhamet ve şefkat, mutluluk, estetik duygusu, sorumluluk duygusu, vefa, adalet, sabır ve sonsuzluk duygusunu tek tek ele almış ve çözümlemiş, böylelikle okurlarına yeni perspektifler sunmuştur.

Alanında uzmanlığı tartışılmayan yazar,  kitapta olumlu ve olumsuz duygulardan söz ederken bu duyguları ayrıştırarak bunların  nelere etki ettiğinden söz etmiştir. Örneğin güven duygusunu açıklarken;

Güven duygusunu neler artırır? Güven duygusu neden zarar görür?, Önyargı ve kıyas güveni zayıflatır, güven tedbir ve tehdit, Güven ve iteat, İş hayatında güve, Kendine güvenen kişinin özellikleri Çocuklarrda temel güven duygusu, Özgüven ve ideal benlik algısı başlıkları altında güven kavramına açıklık getirmiştir.

Olumsuz duygulardan bencillik, gurur, kibir, üstünlük duygusu, utanç, şüphe,kıskançlık, öfke, kin, üzüntü, nefret ele alınmış, olumsuz duyguların nasıl olumlu yapılabileceği konusunda ipuçlarıı verilmiştir. Kitabın sonunda da duygusal zekamızı ölçebileceğimiz bir kaç test hazırlanmıştır.

Kitabı okuduktan sonra duygusal zekanın ne kadar önemli olduğunu anladım. Kitap kendimi ve çevremi tanımamda yardımcı oldu ve ne kadar duygusal zekaya sahibim ne gibi eksilerim var bana gösterdi.

Duyguların Dili adlı bu kitabın duygularımızı açıkça tanımlanmasına ve kendimizi tanımamıza dolayısıyla iyi kötü yanlarımızı fark edip düzeltmemize yardımcı olacığını düşünüyorum. Herkesin anlayacağı dille yazılmış olan bu kitapta duygular ayrıştırılıyor farklı bir çözümleme içersinde kendinize bir adım daha yaklaşıyorsunuz.

Kitaptan bir kaç alıntı yapıp sizlere çeşitli lezzetler sunmayı düşünüyordum ama alıntı yapmak istediğim o kadar yer vardı ki hangisine değineyim karar veremedim. İyisi mi kitabı okuyarak bu lezzetlerin hepsinin tadına kendiniz varın.

Psikolojiye meraklı, kendisinde bir takım düzenlemelere ihtiyaç duyan ve duygusal zekayı merak eden herkesi bu kitabı okumaya davet ediyorum.

 

27/4/2008

Konsantrasyonun Gücü

 

 Her hangi bir işle uğraşırken tüm gücünüzü o iş üzerinde yoğunlaştırabilyor musunuz? Yoksa konsantrasyon sağlamakta zorlanıyor musunuz? Konsantrasyonunuzu artırmak mı istiyorsunuz? O halde bunu başarabilmek için size yol gösteren bu kitabı okumalısınız.

Dünya hafıza şampiyonu, aynı zamanda bu kitabın editörü olan Melik Duyar kitap hakkında şunları söylüyor:

"...Hemen herkes kendi amaçlarını gerçekleştirmede başarılı olabileceğini düşünmekle birlikte başarısızlıklarına 'Ah bir konsantre olabilsem' cümlesiyle sorunun aslını bize göstermektedir. Kısacası, öğrenciden yetişkine kadar, günümüz insanlarının temel sorunu, amaçlarına ve hedeflerine ulaşmada, yeteri kadar konsantrasyon gücüne sahip olmayışlarıdır.

'Konsantrasyonun gücü' adlı bu eser -düşüncelerinizi kontrol edebilme ve yöneltme- konusunda size çok önemli bilgiler ve stratejiler sunan olağanüstü bir kitaptır. Yıllar önce A.B.D.'de öğrenciyken karşılaştığım bu kitabın benim konsantrasyonum üzerinde çok önemli katkıları olmuştur."

İradesini büyük bir gayretle kullanabilen biri, hayatını değiştirebilmenin en önemli güçlerinden birine sahip demektir. Bu gücü elde edebilmek için de elbette bir yol göstericiye, yardımcıya gerek vardır. İşte Theron Q. Dumont'un yazmış olduğu bu kitap, sizi harekete geçirecek güzel bir yardımcı.

Bu kitabı okuduktan sonra kendimi uzaya fırlatılmak üzere olan bir roket gibi hissettim. Okudum, doyamadım sonra bir daha okudum. Daha sonra da altını çizdiğim yerleri okudum.

Şevk verici, uyandırıcı, harekete geçirici etkili sözlere ihtiyacınız var ise hiç vakit kaybetmeden bu kitabı okuyun.

  Ben çok hareketli, kıpır kıpır yani yerimde iki dakika hareketsiz duramayan biriyim. Gereksiz o kadar çok hareketim varmış ki bu kitabı okuduktan sonra farkettim. Bu gereksiz hareketlerimi azalttım. Konsantrasyonumda ciddi anlamda bir artış olduğu gibi artık çabuk konsantrasyon sağlayabiliyorum.

Size kitaptan ilgimi çeken yerleri aktarmak istiyorum:

"Her bir insan, eğer başarılı bir hayata doğru ilerliyorsa, durmadan yönlendirilmesi ve kontrol edilmesi gereken itici teşvikler alır. Bu nedenle insan, gözlerinin, ayaklarının, parmaklarının vs. hareketlerini kontrol etmelidir. Yavaş derin ve uzun nefes alıp vermelerin çok büyük değeri vardır. Bu şekilde alınan nefesler sayesinde kan dolaşımı, kalp hareketleri ve beyinle alakalı kas ve sinirler güçlenir ve dengelenir. Eğer kalp bir kuş gibi çırpınıp duruyorsa, kan dolaşımı düzenli olmaz ve akciğerlerin harekketi düzenli olmazsa, beyin ve akılfaliyetleri istikrarsızlaşır, konsantrasyon için gerekli formu sağlayamaz.  Bu nedenle, kontrollü alınıp verilen nefes, sağlıklı bir bedensel yapı için çok önemli bir temel oluşturur"

  Yukarıdaki paragraftaki mevuzu kitapta bir kaç kez tekrar ediliyor. 'Hareketlerimizi kontrol edebilmek' işte bu çok önemli.

"...Kişi ve Rabb! her zaman çoğunluğu oluşturur" Daha sade bir anlatımla, her şeye gücü yeten iç kanun, yani Yaratan ve yaratılanı temsil eden siz, gerekçenizde mutlak anlamda haklıysanız, bütün dünyayı fethedebilirsniz. 'Keşke böyle büyük bir adam olsaydım' demeyin. Doğru ve haklıysanız, yapmak istediğiniz her şeyi yapabilrsiniz. Sadece 'yapabilrim' deyin. Yapacaksınız. Yapmalısınız. Sadece bunun farkına varın, gerisi gerçekten kolay. Sizde gizli hazine kıymetinde kabilyetler ile herşeyi bastırmak için planlarınıza müdahale etmeye çalışan kuvvetler saklıdır.

'...Hayatın zorluk ve sorumlulukları üzerime hızla, yoğun bir yağmur gibi yağsın. Ben bunlara karşı hazırım. Benim ruhum esaret tanımaz, asla yenilmez. Çünkü ben -Sonsuz Ebedi Guc-ün kanunu temsil ediyorum. Rabbim bana yeten tek küvvetimdir ve ne zaman bir zorluğa düşsem, O hep yanımdadır. Zorluklar ne kadar çok olursa, benim için zafer pırıltıları da o kdar parlak olur. Sınavım ne kadar zor olursa, kendi iç kuvvetim o kadar çabuk gelişir...' "

  Evet arkadaşlar, bu paragraflardan hareketle yazarın, yegâne gücün kendinde olmadığının bilinciyle kendine güvendiğini, zorlukların üstesinden gelmek için 'Sonsuz Ebedi Güc'e sığındığını anlıyoruz. Böylelikle yazar, aslında bildiğimiz şeyleri bize hatırlatıyor.

   Kitapta düşüncenin gücüyle ilgili çok güzel bir örnek verilmiş:

"İdam cezasına mahkum olan bir adam, kendisiyle bir deneyin yapılmasına razı olur. Deneyin iddiası, bir insanın, ne kadar kan kaybederse kaybetsin, hala hayatta kalabileceğidir. Mahkumun bacağında açılan çok küçük bir kesikten, görünüşte kanın damlamasını sağlarlar. Açılan kesik oldukça küçüktür ve akan kan, neredeyse yok gibidir. Oda karartılmıştır. Mahkum, özel olarak hazırlanmış olan damla sesinin, gerçekten kendi bacağından damlayan kan olduğunu zannetmektedir. Bu deneyden sonra, ertesi sabah, adamın zihinsel korkudan dolayı öldüğü ortaya çıkmıştır."

   Her hangi bir işe başlamak için genç yaşta olmak gerekir diyenler alttaki yazıyı dikkatle okusun:

"Bir çok insan özellikle yaşı daha ileri olanlar şu soruyu soracaktır:

Bu iç güveni kendi beynimde nasıl oluşturabilrim? Bunca yıldır maruz kaldığım cesaret kırıcı, ağır aksak giden işlerden sonra nasıl olur da âniden hayatımı değerli kılacak ve bu monoton akışı bir anda değiştirecek bir plan tasarlayıp uygulamaya geçebilirim? Bir insan yıllar boyunca sıkıcı, tekdüze bir hayat yaşadıktan ve mezara doğru ilerleyen bu yavaş akışa tam olarak kendini alıştırdıktan sonra, nasıl böylesi bir kuyudan çıkabilr?

Cevap şudur: Bu, yapılabilecek bir şeydir ve milyonlarca kişi bunu başarmıştır. Eğitim alanında önemli yeri olan, büyük Fransızca sözlüğü yazan ve derleyen Litre, Fransa'nın en şerefli insanları arasında sayılan şahsiyetttir. Büyük Pasteur akademiye seçilip onun yerini alıncaya kadar, kendisi Fransa'nın ölümsüz kırk şahsiyeti arasında yer almış bir kişidir. litre, kendisii ünlü yapan başardığı bu işe altmış yaşından sonra başlamıştı."

 

   Kitapta en çok vurgu yapılan şeylerden biri de cesaret:

"Cesareti yitirmenin hiç bir haklı gerekçesi yoktur. Cesaretin olmadığı durumlarda altında ezileceğiniz kötü şeyler, cesaretin sizi karşılaştıracağı ve üstesinden gelmenize yardım edeceği şeylerden çok daha büyük olur.

Aklınızın iradecisi olan siz, onun her düşüncesini kontrol edersiniz. İşte size sık sık anıp duracağınız bir düşünce: 'Cesaretim var, çünkü istiyorum; çünkü ona ihtiyacım var; çünkü onu kullanıyorum; çünkü iradesi güçsüz karektersiz güçlerin ürettikleri gini minnacık şeyler üreten bir korkak olmayı reddediyorum!"

  Altını çizdiğim, yıldızladığım o kadar yer var ki, galiba hepsini burada paylaşamayacağım. Son olarak şunu eklemek istiyorum:

"Konsantre olmak için en iyi zaman, ilham verici bir şeyler okuduktan sonraki zamanlardır. Çünkü o an zihinsel ve ruhsal olarak, arzu edilen âleme yükselirsiniz. İşte tam o sırada, derin bir konsantrasyona hazırsınız demektir. Eğer o an odanızdaysanız, önce pencereleri açın ve temiz havayla yüzleşin. Sonra yatağınızın üzerine yastıksız, düz bir şekilde uzanın. Bütün kaslarınızın gevşediğini hissedin. Şimdi yavaş yavaş akciğerleriniz rahat bir şekilde havayla dolana kadar nefes alın. Nefenizi kendinizi zorlamaycak şekilde tutabildiğiniz kadar içinizde tutun. sonra yavaşça nefesinizi verin. Beş dakika boyunca bu şekilde nefes alıp vermeye devam edin. Bu şekilde aldığınız oksijenle bütün hücrelerinizin temizlenip canlanmalarına imkan verin. İşte artık daha ilerisini yapmaya hazırsınız."

  Kitabın sonunda çeşitli, ilginç egzersizlere yer verilmiş. Bu egzersizleri uygulayarak konsantrasyonunuzu artırma konusunda daha olumlu bir sonuç elde edebilrsiniz.

  Başta da belirttiğim üzere konsantrasyonumu artırmada bu kitabın bende büyük bir etkisi oldu. Şunu da belirtmekte yarar görüyorum Konsantrasyon sağlayan frekans ve müzikler içeren Bio-Ritmik Largo ve Konsantrasyon " setinden de yararlandım. Bunu da tavsiye ederim.

" Konsantrasyonun Gücü" adlı bu kitabı  buradan ücretsiz olarak bilgisayarınıza indirip okuyabilrisiniz.

Kitabı beş, altı ay evvel okumuştum. Ne zamandır blogumda paylaşayım istiyordum. Kısmet bugüneymiş. Umarım faydalı olmuştur.

   Hepinize konsantrasyonu yüksek, başarılı bir hayat diliyorum.

 

 

5/10/2007

The Secret

 

 "Rhonda Byrne" son zamanların çok konuşulan kitabı "The Secret" ile, insanların isteyip düşündükten sonra her şeyi elde edebileceğine dair yıllar önce bilinen bir sırrı gün yüzüne çıkarmıştır.

Kitapta olağanüstü servetlere, muhteşem villalara sahip olmanın, bolluk ve bereket içinde yaşamanın nasıl elde edilebileceği anlatılmış, insanlarla olan ilişkilerinizde düzelme, sağlığınıza kavuşabilme hatta kilo verebilme ve para kazanabilmenin sırlarından bahsedilmiştir. Aslında bütün bunları başarmanın sırrı tektir. Ve bu sırrı hayatınız boyunca kullandığınızda olumsuz hiçbir şeyle karşılaşmayacağınız iddia edilmiştir. Kitaba göre, olumlu düşündüğünde olumlu şeyleri, olumsuz düşündüğünde olumsuz şeyleri 'Evren'e göndererek hayatınızı siz oluşturuyorsunuz.

 

 

'The Secret' yani 'Sır' kitapta şöyle anlatılıyor:

"Nerede olursanız olun hepimiz aynı kuvvete, tek bir yasaya bağlı olarak yaşıyoruz. İşte bu kuvvet çekim kuvvetidir! 'Sır' çekim yasasıdır."

 

'Sır' denilen çekim yasası şöyle işler:

"Düşüncelerin manyetik ve frekansları vardır. Siz düşünürken düşünceleriniz Evren'e yayılır ve manyetik güçleriyle aynı frekanstaki benzerlikleri mıknatıs gibi çeker. Gönderilen her şey kaynağına geri döner. Ve siz o kaynaksınız."

 

Şükrün öneminden de kitapta bahsedilmiştir. Şükrederek 'Evren'e gönderilen minnettarlık hissinin olumlu duygu ve düşüncelerin çoğaltacağından söz edilmiştir. Kitaba göre, şükretme konusunda her gün alıştırma yapmak bolluk ve bereketi çekmek için en önemli iletişim hatlarından birini oluşturur. Teşekkürün önemi şöyle vurgulanıyor:

"Elde etmek istedikleriniz için önceden teşekkür etmek, arzularınıza ekstra güç yükler ve Evren'e onlara dair daha güçlü sinyaller gönderir."

 

'Sır'ı keşfetmiş ve hayatına aksettirmiş insanların düşüncelerinin ve hayatından bir kaç kesitin yer aldığı kitapta özellikle parasal konular dikkat çekiyor. Bu kitabın çok satmasındaki en büyük etken de zenginliği vaat etmesidir.

 

Benim düşüncelerimden etkilenmemeniz, sizin de kitap hakkında fikir sahibi olmanız için kendi görüşlerimi karıştırmadan kitabın içeriğinden bahsettim.

Bana göre yazar 'Sır'ı bazı yerlerde dine dayandırdığı halde Allah'ın varlığını hiçe sayarak 'insan istedikten sonra her şeyi elde eder, yani kendi hayatını kendi yaratır' gibi tabirlerle akıllara sinsice 'ateizm'i empoze ediyor.

Kitabı okudukça yazarın bırakın dindarlığı Allah inancı olduğundan bile şüphe ettim. . Kitapta geçen şu cümle bunu göstermiyor mu sizce de?

"Yarattığınız tablonun somutlaşmasını onu doğuran güç olan sizden başka hiçbir güç engelleyemez"

 

Şükretmeyi bile 'Tanrıya şükür' olarak değil de ' Evrene şükür' olarak ifade etmesi de bunun göstergesi.

Olumlu düşüncelerin çekiminin olumsuzluğu ortadan kaldırdığını söyleyerek, herkesin olumlu düşünmesi neticesinde çirkinlik, hastalık hatta yoksulluğun yok olacağını, insanların sürekli huzur ve mutlulukla yaşayacağını söylemesi de 'imtihan dünyası' inancımızı da ortadan kaldırıyor. Hâlbuki olumlu-olumsuz şeylerin başımıza gelmesi Allah'ın iradesiyle gerçekleştiği gibi bu dünyaya geliş amacımızı hatırlatır. Zira burası imtihan yeri ve biliyoruz ki her şey bizim için. Şayet herkes zenginlik, huzur ve mutluluk içinde yaşamış olusaydı 'imtihan' diye bir şey olmazdı. Bence kitaptaki “Sır” ile “imtihanın sırrına” gölge düşürülmüştür

 

Şunu da belirtmeliyim ki kitapta anlatılanların doğruluk payı yok değil fakat gidişat yanlış. Elbette düşünmek başarının kapısını aralar. İnsanın hedefini belirlemesi ve onu başarmayı düşünmesi de doğaldır. Neden hedefine odaklanan isteyip düşünen insan başarılı olur? Acaba çekim yasasından dolayı mı? Hayır. Bunun birçok sebebi var.

Bunlardan biri beynin şartlanması. Mesela sürekli avukat olmayı hayal eden bir öğrenci düşünelim. Bu öğrenci hedefini sürekli görebileceği bir yere yazar hatta avukat cübbesiyle çekilmiş bir kaç fotoğrafları da yanına asarsa o hedefe odaklanmış olur. Ve bunu başarmak için çaba sarf eder. Çalışmaktan sıkıldığında o yazı ve resimler ona yılmamasını devam etmesini söyler. Ona azim verir. Nihayetinde başarılı olur.

 

Kitapta ‘Sır’ı uygulayarak zengin olmuş biri bunu nasıl başardığını anlatmış. Bu kişi yılda yaklaşık sekiz bin dolar kazanan biri olduğu halde yılda yüz bin dolar kazanmayı kendine hedef olarak belirlemiş:

Yüz bin dolarlık bir banknot hazırlayarak bunu tavana yapıştırdım. Böylece, uyandığımda ilk yaptığım şey yukarı bakıp o banknotu görmek olacak, bu da bana böyle bir dileğim olduğunu hatırlatacaktı…

Bunu izleyen dört hafta içinde, aklıma yüz bin dolarlık bir fikir geldi. Öyle birdenbire aklıma geliverdi. Yazmış olduğum bir kitap vardı; her biri bir çeyrekten, dört yüz bin adet satarsam, yüz bin dolar kazanırım diye düşündüm. Söz konusu kitap zaten vardı ama hiç böyle düşünmemiştim…”

Bu zat markete gittiği bir günde dikkatini çeken bir gazeteye kitabının ilanını vermiş ve okuyucuların haberdar olması sonrasında hayal ettiği paraya kavuşmuştur.

Bana göre o ‘Sır’a vakıf olduğu için değil, az evvel de ifade ettiğim üzere hedefine odaklandığı için başarılı olmuştur. Sürekli yüz bin doları hayal ederek beynini sürekli onunla meşgul tutmuş neticede onu elde etmiştir. Yani para onu değil o parayı bulmuştur...

 

İsteyip düşünerek başarmanın ikinci sebebi de yürekten istemektir. İsteklerinize ulaşmak istiyorsanız, yarım kalple, tereddüt içerisinde olmayacaksınız. Güvenle ve ısrarla isteyeceksiniz. Bu Yaratan’dan umut kesmediğinizi gösterir. Yürekten isteyince duaya durur kalp. Kalbi işiten Rabbimiz, o kadar cömerttir ki hemen sunuverir ihsanını…  

 

Bundan yıllar evvel Hz. Mevlana şu sözleriyle düşünce hakkındaki her şeyi özetlemiş aslında

 

Kardeşim sen düşünceden ibaretsin..

Geriye kalan et ve kemiksin

Gül düsünürsün gülistan olursun

Diken düşünürşün dikenlik olursun .”


 

25/9/2007

II. Abdulhamid'de Yanılanlar

 

2006 yılında kaleme alınmış bu kitap Sultan II. Abdulhamid'in iktidardayken yaptıklarını farklı algılayan ve ona o zamanlarda çeşitli tepkilerle karşı gelen fakat sonradan pişman olup onun neler yapmak istediğini, nasıl biri olduğunu anlayıp takdir eden devlet adamları, askerler ve aydınların düşüncelerinin toplandığı güzel bir kaynak. Bu bilgilerin tek kitapta birleşmesi ve gerektiğinde çıkarıp bakılması bakımından özellikle tarih severlerin ve araştırmacıların elinde bulunması gereken bir kitap.

 

Okuduğumda etkilendiğim kitaplar arasında. Anlatılanlardan müstebit diye bildiğimiz, kimilerinin 'kızıl' sultan dediği II. Abdulhamid'in aslında ne kadar da yumuşak kalpli, ince fikirli, yardımsever ve hassas biri olduğunu burada öğrendim. Malumunuz II Abdulhamid istibdatçı bir padişah olarak bilinir ve halktan uzak, cimri, pinti olarak suçlanır. Aslında öyle biri olmadığını kitabtan bir bölümle ifade edelim.

 

II Abdulhamidi'in istibdadının en önemli silahı jurnallerdir. Suikastlarden çekindiği için halkın arasına öıkmayı pek uygun bulmayan Sultan, halkının değişik kademedeki kişilerden aldığı bilgilerle ülkenin nabzını tutma yolunu seçmiştir. Bu jurnalleme işi o kadar abartılmıştır ki babasına, oğluna, komşusuna kızan onu jurnallemek suretiyle karalama yoluna gitmiştir. Tüm bu kötü kullanmalara rağmen II Abdulhamid, bu jurnaller içinden kayda değer olanları ayıklamış ve alacağı kararları bu yönde oluşturmuştur....

Juurnaller ve istibdat konusunda II.Abdulhamid'le ilgili şu olay çok ilgi çekicidir:

Bir gün bir jurnal gelir. Maliye memurlarından birisi Çırağan Sarayı'nın önünden geçerken güya demiş ki "Ahhh, Sultan Murat Efendimiz, sen olsaydın işler böyle olmazdı." Bunu duyan Sultan Abdulhamid bu adamın Fizan'a sürülmesini istemiştir. Bunun üzerine Sadrazam Sait Paşa Abdulhmaid'e: 1Efendimiz, bu adamı geçen sene rüşvetten dolayı affediniz. Belli ki bu jurnal uydurma bir jurnal, yani bu kadar basit bir şeyden sürgün ediyorsunuz. Neden aceba?" demişti. Ozman Abdul hamid der ki:

" Bu jurnali ben verdirttim. Bu ceza daha önce affettiğim suçun cezasıdır. Çünkü ona ben o zman rüşvet cürmü dolayısıyla bir ceza verseydim, çoluk çocğuna da ceza vermiş olacaktım. Konu komşusu, akraba-i taalukatı, herkes, 'Bu adam rüşvet yemmiş ve onun için sürülmüş.' diyeceklerdi. Çoluk çocuğuna da bir nevi ceza vermemek için onu affettim, bu konuyu kapttım; üzerinden bir sene geçtikten sonra bu jurnali verdirttim. Şidi onun çocukları: 'Bizim babamız, istibdada tahammül edemedi, isyan etti de sürgüne gitti.' diyecekler. Dolayısıyla işi çoluk çocuğun iftihar edeceği bir şekle soktum."

 

II. Abdulhamid Han’a cani, katil, kan dökücü de denmiştir. Oysaki II. Abdulhmaid 33 yıllık saltanatı süresince yalnızca üç idam kararı vermiştir. Bu konu kitapta şöyle bahsedilmiştir.

 

II. Abdulhamid Han’ın devrinde bir kişi bile onun iradesiyle öldürülmemiştir. Yine onun devrinde, hakimlerin verdiği haklı idam hükümlerinden de hiç biri onun tarafından tasdik edilmemiş ve bu cezalar daima süresiz hapse döndürülmüştür. Sadece Sarayda meydana gelen bir olaydır ki o da idam fetvası eren Şeyhulislam’ın zoru ve sarayda cereyan etmesindeki nezaket ve padişahın merhametini istismara yeltenici kdrakteri bakımından tasdikle neticelenmiş ve faili Beşiktaş’ta asılmıştır. Sebebine gelince Haremağası içtikten sonra rakibi haremağasının odasına girmiş ve onu tabancayla vurmuş daha başka çirkinlikler yaptıktan sonra padişahın oadsına girmye kadar yeltenmiş olan biriydi. Sultan II. Abdulhamid han’ın bu suçu işlemiş olan kişiyi dahi idam cezasının dışında tutma ihtimaline karşı Şeyhulislam Sultan’ın huzuruna çıkarak:

‘ Şahane merhametinizi tebcil ederim, fakat Şeriatın emriyle bu adam da idam edilmeyecek olursa, ortada ibret misali diye hiçbir şey kalmaz’ diyerek cezanın tasdikini istemiş, bu da Sultan’ın 33 yıllık saltanı esnasında verdiği ilk ve son idam kararı olmuştur.

 

 

Kitapta böyle suçlamalara verilen cevaplarla birlikte Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa, Namık kemal, Tevfik Fikret, Bediüzzaman Said Nursi, Mehmet Akif Ersoy, Mustafa Kemal Atatürk gibi pek çok tanınmış kişilerin nedamet dolu sözleriyle de karşılaşacaksınız.

 

II. Abdulhamid Han hakkında hala olumsuz düşünenlere ve tarihe ilgi duyanlara naçizane tavsiyem, bu kitabı muhakkak okuyup, kütüphanelerinde bu kitaba da yer vermeleri…


Yazı ve resimler, kaynak göstermek suretiyle kopyalanabilir.

Aksi halde Mahkeme-i Kübra'ya havale edilir.

Tüm hakkım saklıdır.