Penceremden gördüklerim...






16/7/2008

Öss taban puanının düşmesi üniversite taban puanlarını da düşürür mü?


"Öss taban puanının düşmesi üniversite taban puanlarını da düşürür mü? "
Son günlerde öss'ye giren öğrencilerin dillerinde dolaşan belki de umutlarını buraya bağladıkları bir soru bu.
Haberlerin altlarındaki yorumları okuyorum da kimisi kızmış, kimisi sevinmiş, kimisi umut etmiş... Yani herkes işine geldiği gibi davranıyor. Eğer eski mezunsan ve açık öğretimde tercih yapcaksan yahut zengin bebesiysen barajın düşmesine göbecikler atarsın. Bunun dışındakilere barajın dümesinin hiç  fayda getirceğini sanmıyorum.  Zira önemli olan baraj değil, sıralama. Üniversiteye barajı ne kadar geçildiği ile değil toplam puan, özellikle yüzdelik dilim ve  sıralamayla giriliyor.
Osym yaptı gene yapacağını! O meşhur saçmalıklarına bir yenisini ekleyerek sağdan soldan duyduklarına hemen inanan ebevynlerin kendince büyük hayallere kapılmalarına neden oldu, bu hayalleri gerçekleştiremeyeceklerini bilen öğrencilerin ise psikolojilerini hepten bozdu. Kuzenimin sayısal1 den toplam 335 puanı var.  ODTÜ hayyalleri kuruyor.  El insaf biraz alçaktan uçun.
Her sene yeni bir sistem, her sene yeni bir uygulama! Bunun sonu yok mu? öss kitaplarının üzerinde  hep 'yeni sınav sistemine göre yazıyor' nereye baktıysam çoğunda bu yazı mevcut. E çünkü bu yenilik bitmiyor:)
Neyse esas mevzuya döneyim. Bu yılın diğer yıllara göre avantajlı bir yıl olduğu kesin. Zira sınava giren kişi sayısı düşünüldüğü kadar az olmasa da kalitesiz öğrenci sayısı fazla. Yani eski mezunların çoğu iki yıllık yahut açıköğretim için sınava girdiler. Bu demek oluyor ki dört yıllık tercih yapabilen kişi sayısı az. O halde buraları tercih edebilecek öğrencilerin şansı yüksek. Yine bu durum kontenjanların artmasına neden olabilir.

Bana göre bu yıl da üniv. taban puanlarında bir düşme olmayacak. Hele hele baraj 20 düştü taban puanlarda 20 düşer diyenlerin hayalleri suya gömülecek. Böyle olması mümkün değil zaten. O kadar da kalitesiz öğrenci almak istemezler sanırım(?)
Ve lakin puanlar düşse düşse bir iki bilemedin beş puan düşer diye de içimden geçmiyor değil hani:P  

15/7/2008

Pembe çiçek















Pembe çiçek netken
 papatyaların ve papatyaların arasındaki diğer pembe çiçeklerin bulanık olmasını  kasıtlı olarak yaptım. Hani "amaannn beceriksiiizzziz bozuk çekmiiişşş" demeyesiniz diye belirttim:P
 
Bana göre hoş duruyor. Ama o hoşluk çiçeklerden, çiçeklerin hoşluğu da onların Sanatkarından tabiki..

15/7/2008

papatya


Papatyalar, yasak bahçenin çiçekleri değil,
Kırların ve başlarımızın tacıdır.
Tek papatya koku vermez,
Dostlarıyla birlikte mutludur çünkü.
Dostları varsa yanında güzel kokusunu sunar insanlara.

15/7/2008

Kendine Gel!


Her gün kendisini ziyarete gelen dervişe Şeyhi der ki:




- “Her gün bana geleceğine bir gün kendine gel!”

13/6/2008

İnanmak

İnanç, görmediğimize inanmaktır.
Bunun armağanı da inandığımızı görmektir
St. Augustinus

11/6/2008

Türbanlı kızdan Firavun hatırlatması…

Üniversitelerde başörtüsü serbestliğinin önünü açması beklenen düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği haberini, İstanbul Çengelköy’de boğazın nefis manzarasına nazır arkadaşlarla çay içtikten hemen sonra tam da kalkmak üzereyken aldık.

Açık olan TV’den haber duyulur duyulmaz hemen arkamızdaki masada yer alan ve bir aile oldukları anlaşılan gruptan tesettürlü genç bir bayan, gayet kendinden emin bir vaziyette ve bizim de işitebileceğimiz şekilde; “Bunlara karşı, Firavun’a verilen mücadele gibi direnç göstereceğiz” dedi.

Aralarındaki erkeklerden biri, “Nasıl yani?” diye söze girdi; Aynı bayan; “Hani Firavun, doğacak bir erkek bebeğin gün gelip kendi saltanatını devireceğini falcılardan öğrenince, yeni doğan tüm bebeklerin öldürülmesini istemişti. Ama Mısır halkı, bebeklerinin öldürülmesini göze alma pahasına çocuk doğurmaktan vazgeçmediler. Gün geldi doğan bebekler Firavun’un saltanatını devirdi ve Mısır’da huzur ve sükûnun hâkim olduğu adil bir toplumsal yapı inşa ettiler. Biz de öyle yapacağız. Ellerinden okuma imkânı alınan, olmadık bahanelerle kurban edilen kızlara bedel, daha çok çocuk yetiştirerek direnmeye çalışacağız” dedi.

Bir başkası söze girdi; “Cahiliye döneminde Arapların kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeleriyle, bu çağda sırf kılık kıyafeti yüzünden genç kızların eğitim hakkından mahrum bırakılması arasında fark var mı? Vallahi ben arada fark göremiyorum. Kafa aynı kafa…” dedi.

Bunlar tam biz kalkmak üzereyken yan masadan işittiklerimiz… Kim bilir, haberin duyulduğu dakikalarda ülkenin dört bir yanında neler konuşuldu.

Moral bozmak yok… Şer gibi gördüğümüz işler umulmadık başka vesilelere kapı aralayabilir. Bunların hepsi gelir geçer… Kimse milletten daha üstün değil… Hayat devam ediyor… Canınızı asla sıkmayın. Göreceksiniz, gün gelecek her şey düzelecek… Sadece insanların değil, tüm canlıların huzur içinde yaşadığı rüya gibi bir toplumsal yapı bu topraklarda boy gösterecek. Temel sorun, şimdilik bundan daha iyisini hak etmiyoruz, o kadar… Daha iyisi için biraz daha liyakat gerekiyor.

Baykal kına yaksın…

CHP lideri Deniz Baykal iyi ki Şanlıurfa ve Diyarbakır’ı kapsayan G. Doğu gezine çıktı. Sanıyorum bu gezi Sayın Baykal için geri kalan hayatında unutamayacağı bir ders olmuştur. İşlerin hiçte Ankara’dan görüldüğü gibi olmadığı konusunda bir fırsat oluşturmuştur.

Baykal bu gezisinde, ilk önce tarladaki çiftçiden protesto yedi, sonra spor salonunda şok oldu. 'Hz. Muhammed'e neden hakaret ediyorsunuz' diyen yaşlı bir adam tarafından fırçalandı. Bir bayan kendisine, ‘bir senin üst başına bak, bir bizimkine, sözle pilav pişmez’ dedi. Önder Sav’ın dinini ve milliyetini sorgulayan pankartlar açıldığına tanıklık etti.

Yakın zamana kadar CHP dine mesafeli bir parti gibi algılanıyordu. Fakat olaylar öylesine üst üste denk geldi ki, Milliyet’in web sayfasındaki habere göre Baykal’ın gezisinde; “Senin dinin ne, merak ediyorum” yazan dövizler açılmış.

Sanıyoruz Baykal önümüzdeki ilk seçimde meydanlara indiğinde epey zorlanacaktır. Son kurultayda genel bakanlığı yeniden kazanması yüzde 100 garanti olduğu halde, Türkiye’nin dört bir yanındaki bilboardlara din diyanetle ilgili afişler astıran, başörtülü kadın resimleri kullanan Sayın Baykal’ın bu ucuz siyasi yaklaşımı, sanıyoruz bundan sonra artık eskisi kadar prim yapmayacaktır.

Baykal, bölgeden ayrılırken havaalanında yaptığı değerlendirmede, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararı için gerçekten üzüldüm demiş. Şu saatten sonra bu neyi değiştirir bilemeyiz. Bildiğimiz bir şey var ki, CHP son dönemde izlediği politikalarla, 1940’lı yılların CHP’sini aratmaz hale geldi.

Umurlarında değil…

Geçtiğimiz günlerde hatırı sayılır insanların bulunduğu bir ortamda sohbet ederken, AKP ve DTP kapatılırsa Türkiye’nin bölünmesiyle de sonuçlanabilecek, ekonomiyi yerle bir edecek süreç açılabilir, buna cesaret edemezler diyenler oldu.

Ben kendilerine, ya amaç buysa, yani ülkeyi bu sürece sokanlar tam aksine böyle bir sonuç almayı murat ediyorlarsa dedim. Sanmayın ki ülkenin geleceği, piyasaların durumu, memleketin içine düşeceği hal birilerinin çok umurunda… Çoğunun tuzu kuru onların.

Ama artık işlerin böyle yürümeyeceği anlaşıldı. Toplum olarak, demokrasiyi, sadece sandıkta oy vermekten ibaret sayan bir anlayış görme alışkanlığından vazgeçme zamanı geldi. Demokrasiye sadece sandıkta değil, tüm süreçleriyle sahip çıkmak gerekiyor. Olan bitenin seyircisi değil, sevk edicisi olmak icap ediyor.

Geçen cuma gazeteci Nazlı Ilıcak’la bir kültür merkezinde halka açık bir ortamda karşılıklı söyleşiyorduk. Konu 27 Mayıs’ın yıldönümü ekseninde demokrasimiz ve güncel meseleler idi. Bir ara salona döndüm ve “Olası bir darbe girişimi karşısında içinizde tankın önüne atlayacak var mı?” dedim. Dinleyicilerin yarıdan fazlası bayandı. Salonun en az yüzde 80’i büyük bir coşkuyla ellerini havaya kaldırdı.

İçiniz rahat olsun. Hepsi gelip geçecek. Ama bugün bunları ülkeye yaşatanlar, inanın ileride çok mahcup olacaklar.

Sabır…

www.osmanozsoy.com


Yazı ve resimler, kaynak göstermek suretiyle kopyalanabilir.

Aksi halde Mahkeme-i Kübra'ya havale edilir.

Tüm hakkım saklıdır.